sende
Amenti - Hologram Evren

Hologram Evren

Hologram Evren

Hologram Evren Kuramı üzerinde çalışan bilginlerin en ünlülerinden biri olan Bohm sürekli olarak, inanılması çok güç olan gerçekleri birbiri ardına ortaya çıkarıyordu. Onun bulgularına göre, atom altı parçacıklarda sabit bir yer yoktur. Bu nedenle uzayda her şey eşittir ve herhangi bir şeyi diğerinden ayırmak olanaksızdır. Buna "yersizlik=nonlocality" denir.


Ayrıca evren “gerçekten yoktur”. Ancak tek tek algılamalar sorunda var olur, canlanır. Evren bütünden kopmadan belirlenip somut nesneler, cisimler olmak için farklılaşmak ve algılanmak zorundadır. Yani, cisimler aslında yoktur; ancak biz onları algıladığımız zaman var olmaktadırlar, cisim olmaktadırlar. Bu da son derece mantıklıdır.


Eğer cisimlerin en küçük parçası olan atom ve atom altı boyutta, elektronlar ancak bir gözlemci onları gözlemlediği ve istediği zaman parçacık, aksi halde elektromanyetik dalga oluyorsa, onlardan meydana gelen cisimler için de aynı şey söz konusu olacaktır. Onlar da aynı özelliğe sahip olacaklar ve madde ya da madde ötesi olmaları gözlemcinin isteğine ve niyetine bağlı olacaktır.


Hologram evren mantığına göre her bir canlı ve her bir yaratılmış, bir bütünün parçasıdır. Onun bütün özelliklerine ve özüne değişik oranlarda sahiptir. Ancak o bütünden ayrı da değildir. Hologram evren ile onun parçaları arasında bir sınır yoktur. Kısaca, “evren nerede biter, birim nerede başlar?” ya da “birim nerede biter, evren nerede başlar?” sorularına da hem gerek yoktur, hem de bu soruların yanıtı yoktur. Bütün bilgiler de zaman ve uzaydan bağımsız olarak her an ve her yerdedir.


Hologram Evren Kuramı'nın bu iddialarını Einstein’ın “birleşik alanlar” kuramı açıklamaktadır. Bu kurama göre madde, enerji, uzay ve zaman aynı şeydir. Bu şekilde yerçekimi ile elektromanyetik kuvvet, elektrik kuvveti ile elektriksel alan, zaman ve uzay arasındaki bütün ayrımlar, bütün farklılıklar ortadan kalkar. Her şey aynı şey olur ve hepsi de Einstein’ın evren olarak tanımladığı dört boyutlu süreklilikte erir. Böylece, insanoğlunun yaşadığı dünya konusundaki somut algıları ile soyut bilgileri birleşirler, bir olurlar. Aynı şey olurlar.


Bohm’un yaptığı saptamaların en ürkütücü olanı da günlük yaşamımızın gerçekte bir görüntü olduğu idi. Bohm varoluşun derinliklerindeki gizli iradeyi vurgulayarak, fizik dünyamızdaki görüntü ve nesnelerin ortaya çıkışını hologramın bir holografik plaktan doğumuna benzediğini söyledi. Bu en derindeki gizli gerçeğe “gerçek düzen”, mevcut dünyamıza “görünür düzen” ismini verdi. Ve elektronların uzayda her zaman var olmalarına karşın yalnızca biz gözlemlediğimiz zaman ortaya çıkmalarını bu gerçeğe bağladı. Hologram statik bir görüntü olduğundan Bohm, evrendeki katlanıp açılmalarla meydana gelen dinamik hareketi “holohareket=holomovement” olarak isimlendirdi. Holohareket atom altı boyuttaki yersizlik kavramını da açıklar. Her hangi bir şey holografik olarak organize edilirse, orada her türlü mekan anlayışı ortadan kalkar. Her şey her an her yerde olur.
Ayrıca holografik filmin her parçasının bütünün özelliklerini taşıması, bilginin de yersizlik ilkesine göre dağıldığını gösterir. Bir hologram plağı incelenirse, plağın bir halının desenleri gibi çeşitli desenlere sahip olduğu görülür. Bu şekilde bir plağa üst üste bir sürü bilgi yerleştirilebilir. Bu bir sürü bilgiyi plağa yerleştirmek için, yalnızca aynadan yansıtılan lazer ışının plağa düşme açısını değiştirmek yeterli olmaktadır. Bilindiği gibi bir hologram plağı hazırlamak için hologramı çekilecek objeye bir lazer ışını gönderilir. Bu gönderilen lazer ışını ikiye bölünerek, yarısı direk olarak obje üstünden, diğer yarısı ise bir aynadan yansıtılarak hologram plağına gönderilir. Aynadan yansıtılan ışının yansıma açıları değiştirilebilir. Her yeni açıdan gelen ışın hologram plağından yeni bir boyut oluşturarak, yeni bir mekan yaratmaktadır. Ve gelen yeni bilgiler bu yaratılan yeni mekana yerleştirilmektedir. Aynı mekandaki farklı boyutlar sayesinde küçücük bir mekana sınırsız sayıda bilgi yerleştirmek olanaklı olmaktadır. Tıpkı evrende olduğu gibi.


Evrenin ve evrenin içinde onun bir parçası olarak yer alan dünya gezegeninde de bu holografik özellik yüzünden aynı mekanda ama farklı boyutlarda çeşitli varlıklar ve yaratıklar, bir arada ama birbirlerinden habersiz olarak yaşamlarını sürdürmektedirler. Bu yaşam biçimleri olarak şimdilik, insanlar alemi ve mikroplar alemi bilinmekte, buna karşılık çeşitli dinler ile bu dinlere inananlar tarafından cinler ve melekler alemlerinin varlığına inanılmaktadır. Ateistlerin büyük bir bölümü ile inancı öze inmeyen, şekilde kalan, yetersiz olan bazıları ise cinlerin ve meleklerin varlığına inanmamaktadırlar. Çünkü bu şekildeki hologram evren ve onun farklı yaşam boyutları, normal insanların beş duyu organlarının algılama sınırları dışında kaldığı için, beyinleri koşullanmış önyargılı, düşünce kapasiteleri sınırlı insanların görmedikleri, duymadıkları, şeylere yani beş duyu organlarının algılama sınırları dışında kalan şeylere inanmaları güç olmaktadır. Oysa hologram evren ve onun gizemli boyutlarının gizemlerinin açıklanması, bir çok inanılması güç parapsikolojik olayı aydınlatabilecek niteliktedir. (Bu arada şu da eklenebilir. Belki de bir çok değişik dünya boyutunda bir sürü değişik yaşam biçimi ve yaşayanlar vardır. Bilinmez ki!.. örneğin son yıllarda sık sık gündeme gelen UFO’lar da onlardan bazıları olabilir.)


İnsanlığın en eski sorunu olan ölümsüzlük ya da ölüm ötesi yaşam da bir çeşit boyut değiştirme olayıdır. Ölümlü olan moleküler madde bedeni ölümle birlikte terk eden, ruh adı verilen mikrodalga ışınsal beden, madde alemi boyutundan madde-ötesi elektromanyetik dalga boyutuna geçerek ölümsüz olarak varlığını sürdürmektedir. Bu şekilde boyutlar arası yolculukları insanın yaşarken yapabilmesini sağlayacak yöntemlerin henüz bulunamamış olması bunların olanaksız olduğunu göstermez. Nitekim, gerek Müslümanlıkta olsun gerekse Budizm gibi bazı Uzak Doğu dinlerinde olsun bu boyutlararası yolculukları yapabilen evliyaların ve Budist rahiplerin varlığına inanılmaktadır.


Ancak Bohm’un geliştirdiği fikirler içinde en akıl karıştıranı “teklik” kavramıdır. Bilindiği gibi bütün maddeler atomlardan oluşur. Bir çekirdek ve çevresindeki elektronlar maddenin ana maddesi, yapı taşıdır. Atomlar molekülleri, moleküller elementleri, elementler de maddeyi oluştururlar. Farklı elementleri belirleyen atomların elektronların sayısıdır. Örneğin, bir çekirdek ve bir elektron Hidrojen elementini, bir çekirdek ve iki elektron Helyum elementini, bir çekirdekle ondört elektron ise Karbon yani kömür elementini oluşturur. Ve çok değerli bir maden olan elmasın da aslında ondört elektrondan oluşan Karbon elementi, yani kömür olduğunu bugün herkes bilmektedir. 


Peki nasıl oluyor da her şeyleri aynı olan kömür ve elmas birbirlerinden bu kadar farklı görünüyorlar? Fark edilmiş olacağı üzere bütün maddelerin ana maddesi, yapısı aynı şeyden, çekirdek ve elektronlardan ibarettir. Ve birbirlerinden çok farklı olan çeşitli maddeler arasındaki fark nitel değil niceldir, sayısaldır. Farklı olan sadece elektron sayısıdır. Daha da ilginci, bilindiği gibi Hidrojen en yanıcı element, Oksijen ise yanma olayının ana maddesidir. Oksijen olmadan yanma olayı olmaz. Buna karşılık iki Hidrojen ve bir Oksijen atomundan oluşan su, ateşin en büyük düşmanıdır.

Maddenin farklı görünüş ve niteliklere sahip olmasına karşın temelde aynı özellikteki çekirdek ve elektronlardan yapılmış olduğu bilgisini Hologram Evren Kuramı ile birleştirirsek teklik kavramını anlamak kolaylaşır. Bu konu üzerinde çalışan Bohm şunları yazmaktadır: 


“Evrende her şey 'gizli bir iradenin' kesintisiz holografik yapısından ibaret olduğu için, ayrı parçalardan söz etmek anlamsızdır. Bu yüzden elektron ilk temel madde değil, holohareketin bir görüntüsüdür.”


Einstein uzay ve zaman birbirine bağlı olduğunu söylediği zaman bütün dünya şaşırmıştı. Bohm ise bir adım daha ileri gitti: “Evrende her şey birbirinin devamı olarak, süreklilik arz etmektedir. Yani her şey aynı şeydir. Som, bölünmez, tek.”


Bohm’a göre... 


“Uzay boş değil, doludur. Biz dahil bütün yaratıkların mekanıdır. Görünen muazzam maddesel yapısına karşılık evren kendi kendine mevcut değildir. Daha çok uzak ve güçlü bir Vasi’nin üvey evladıdır. Daha da kötüsü bu vasinin önemli bir uğraşı da değil, geçici bir gölgesidir.
“Bu sonsuz enerji denizi, bu gizli iradenin tek yönü de değildir. Çünkü bu gizli irade, atom altı parçacıklardan, maddenin her şeklinin (enerjinin, bilincin, yaşamın, insanların,hayvanların, dağların, taşların) kısaca her şeyin aslıdır. Ve o her şeyin sonu ya da başı değildir çünkü onun başı ya da sonu da yoktur.”


Yaradan evrende bir şey olamaz. Ama evren madde buna karşılık yaradan madde değil. Buna göre belki evren de madde değildir - böyle bir şey olası mıdır peki? Quantum fiziğinin içeriğindeki gibi evren bazen madde ötesi, bazen de madde oluyor.

Evren = yaradan ve madde = maddeötesi
Madde = evren ve maddeötesi = yaradan

Madde alem olan evren aslında elektromanyetik dalgalanmalardan oluşmakta. Her elektro manyetik dalga ya da dalga grubu bir yaşam boyutu oluşturmakta. Bu boyutlar aynı mekan içinde bulunurlar. Ama birbirlerinden habersizdirler. Bunların başladıkları ya da bittikleri bir yer yoktur. Elektromanyetik dalga oldukları için bunların içine bir şey girmez. Bunlardan bir şey de çıkmaz. Girmek ve çıkmak başlamak ve bitmek, var olmak ve yok olmak madde alem geçerli olan kavramlardır. Madde olmayan elektromanyetik dalgalar için bu kavram yoktur.


Ayni şekilde maddeötesi boyutta eylem de yoktur. Eylem kavramı da madde boyut için geçerli olan bir kavramdır. Yaradan ve evren, madde ve maddeötesi, sürekli olarak birbirine dönüşen bir hareketlilik halindedir. Ancak insanlar ve madde boyutun diğer varlıkları madde boyut ölçeklerine göre yaratıldıkları için, sadece bu boyuta uygun olan 5 duyu organları ile bu dönüşümleri algılayamazlar ve bu yüzden bu olguları yok zannederler.

Ancak bunun bir istisnası vardır: insan beyni. İnsanların beyni hem bir elektromanyetik dalga üreticisi, hem de çevrimcisidir. Yani bir yandan kendisi elektromanyetik dalga üretirken, diğer yandan kendisine gelen elektromanyetik dalgaların hem frekanslarını hem de dalga boylarını değiştirme yeteneğine sahiptir. Bu da insanları yaratıcının gören gözü, tutan eli, söyleyen dili yapar… 

 

- Mehmet Çayır

E-posta Listesine Kaydolun:

Kaydınız alındı. Teşekkür ederiz.

UYARI:

İşbu tanıtıcı site içerisinde yer alan herhangi bir bilgi tedavi amacı taşımamaktadır. Verilen bilgi ve hizmetler internet kullanıcısını bilgilendirmek amaçlı olup sağlık hizmeti değil, tamamlayıcı tıp niteliğindedir. Verilen bilgiler hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmamalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka bir doktor tarafından yapılması gereken son derece ciddi bir işlemdir. Her türlü hastalık ve sair tedavi gerektiren sorunlarınız için lütfen önce doktorunuza danışınız.