Madde Ötesini Anlamak

Madde Ötesini Anlamak

Aslında her şey birdir. Aynı şeydir. Hem her şeydir, hem de hiçbir şey. Hem her yerdedir, hem de hiçbir yerde. Her şey hem maddedir hem de madde ötesi. Zaman hem vardır hem de yoktur. Görünen ve görünmeyen yani var olan ve var olmayan aynı şeydir.

İslam felsefesinin temelini oluşturan “Teklik” kavramının bu kısacık ifadesinin anlaşılabilmesi için bin dört yüz yılın geçmesi gerekmiştir. İşin ilginç yanı bu gerçeği anlayan ve olayın bir inanç sorunu değil bir bilimsel konu olduğunu ortaya çıkaran bilim adamları, İslam dinini ve onun temel felsefesini oluşturan “Özde bir olma” ve “Teklik” kavramını bilmedikleri için buldukları gerçeğin ne olduğunu da anlayamamışlar, kendi aralarında anlaşmazlığa düştümüşler ve yıllar boyu tartışmışlardır. Bu konuda gelişmeyi başlatan, Max Planck adındaki Alman Fizik bilgini olmuştur. O zamana kadar kabul gören Newton fiziğine göre, evrendeki her şey sürekli bir determinizme bağlıydı. Yani her şey sürekliydi ve birbirleri ile neden-sonuç ilişkisi içindeydi. Her şey bir nedene dayanırdı. Fiziksel niteliklerin sürekli değil kesintili olması gerektiğini ileri süren ilk kişi Max Planck oldu. Planck’a göre bu kesintiler zaman ve boyut olarak o kadar kısaydı ki,  insanların bunu algılamaları imkansızdı. Kesintiler, bizim beş duyumuzun algılama sınırları dışında kalıyorlardı. Planck, ileri sürdüğü bu teori ile kuantum fiziğinin kapılarını aralıyordu. Kapıyı açan ise 20. Yüz yılın en büyük bilginlerinden olan Albert Einstein oldu. Einstein, 1905 yılında peş peşe yayınladığı üç makale ile fizik dünyasını sarstı. Bu makaleler günümüzde bile birer başyapıt olarak kabul edilmektedir. 19. Yüz yıl bilginleri “Enerji Sakınımı” yasasını ortaya atmışlardı . Bu yasaya göre, enerji ne yok edilebilir, ne de yoktan var edilebilirdi. Einstein bu yasaya “Madde ve enerji aynı şeyin iki değişik görünümüdür. Madde ile enerji aynı şeydir.” şeklinde bir ekleme yaparak, “Çevremizde gördüğümüz her kütlenin, yoğunlaşmış enerjiden başka bir şey olmadığı” fikrini ortaya attı. Bu yasaya göre madde ve madde ötesi aynı şeyin iki değişik görünümü idi. Bilim dünyasında büyük yankılar uyandıran bu yasayı kanıtlayanlar kuantum fiziği üzerinde çalışan fizik bilginleri oldu.
Maddenin en küçük birimi olan atom boyutunda ilginç olaylar olayların meydana geldiği keşfedildi önce. Atomun en küçük parçası olan elektronların bazen parçacık bazen de dalga özelliği gösterdiği gözlendi. Yani elektron bazen madde bazen de madde ötesi (Dalga-Parçacık) özellikler gösteriyordu. Üstelik bu tepki, elektronu gözlemleyen gözlemcinin niyetine göre değişiyordu. Gözlemci madde görmek isterse madde görüyordu, madde ötesi görmek isterse madde ötesi görüyordu. Yani her şey rastlantıya bağlıydı. Bu bulgu, fizik dünyasını karıştırdı. Çünkü bu, determinizmin, yani sebep-sonuç ilişkisinin ve Newton fiziğinin sonu demekti. Bu son bulgulara göre Kuantum fiziğinde her şey rastlantısaldı. O günün fizikçileri, elektronların bu anormal davranışlarının aslında bir rastlantı olmadığını, davranışları ortaya çıkaran neden -sonuç ilişkisinin varlığını farkedemediler. Bu gerçeğin ortaya çıkışı, çok daha sonra, beyin üzerinde yapılan çalışmalardan ve “Hologram Evren” kuramının ortaya atılmasından sonra oldu.
Beyin üzerinde yapılan araştırmalar iki önemli gerçeği ortaya çıkardı: Beyin, elektromanyetik dalga üreticisi ve çevrimcisi idi. Yani elektromanyetik dalgaları hem üretiyor, hem de kendisine gelen elektromanyetik dalgaların, dalga boylarını ve frekanslarını, algılanmaya uygun bir şekilde düzenliyordu.
Beynin bu özelliği, insanın, içinde yaşadığı dünyayı anlamasını, kavramasını ve başka insanlarla iletişim kurmasını sağlıyordu. Beyin daha sonra da bu uyarılar ile gelen bilgileri proteinler haline getirerek, kimyasal madde olarak organizmanın hücrelerinde depo ediyordu. Proteine çevrilerek depo edilen uyarılar, insan belleğini oluşturuyordu. Depo edilen bu bilgilerin anımsanması gerektiğinde ise bu süreç tersine işliyor, proteinler, tekrar elektromanyetik dalgalar haline geliyor, bilginin kullanılmasının ardından yeniden proteine dönüşerek, depolandıkları yere geri dönüyorlardı. Bu depolama işlemi için görevlendirilmiş özel hücreler yoktu. Organizmanın bütün hücreleri görevli idi. Yani bilgi bedenin her yerine, her hücresine, yayılmış olarak depo ediliyordu. Bedene yüklenen bu bilgi ağı aynı zamanda kişinin ölüm ötesi yaşamda kullanacağı mikro dalga hologram (Işınsal) bedenini, yani ruhunu oluşturuyordu.
Ölümden sonra bu ışınsal beden madde bedenden ayrılıp ölüm ötesi yaşamda varlığını sürdürüyordu. Kişinin bu ışınsal bedeni de yukarıda belirtilen nedenle, moleküler bedeninin bir prototipi oluyordu.
Bazı özel insanlar, ölmeden önce de bir takım yöntemler kullanarak, tıpkı bir bilginin anımsanması esnasında yaşanan süreçte olduğu gibi ışınsal bedenlerini madde bedenlerinden ayırarak kullanabiliyor, ve tekrar madde bedenlerine geri dönebiliyorlar.
Ölüm ötesi yaşamda insanın gideceği cennet ya da cehennemdeki mertebesini belirleyen faktör,  ışınsal bedenine yüklemiş olduğu bilgiler, yapmış olduğu eylemler, dualar ve ibadetlerdir. Bütün bu eylemlerin ürettiği elektromanyetik dalga boyları, bireyin cennet ve cehennem olarak tasvir edeceği yaşam biçimlerini oluşturacaklardır.Yukarıda da değinildiği üzere beynin ikinci özelliği kendisine elektro manyetik dalgalar halinde gelen uyarıların frekanslarını ve dalga boylarını değiştirebilmesidir. Bu yeteneği sayesinde insan hologram evren içinde hologram evren ile iletişim kurabilir ve zaman zaman onu etkileyebilir.
İşte elektronlarda görülen davranış değişikliklerinin, yani bazen dalga bazen de parçacık şeklinde tezahür etmelerinin sebebi budur. Gözlemcinin beyninin üretmiş olduğu elektromanyetik dalgaların dalga boyları ve frekansları, gözlemcinin niyetine göre şekil almakta ve bu da elektronu etkileyerek onun davranışını değiştirmektdir. Kısaca olay bir rastlantı, bir belirsizlik değildir. Gözlemcinin beyninin ürettiği ve niyetine göre şekillenen elektromanyetik dalgaların etkisidir. Başka bir deyişle Newton fiziğinin determinizm kuramı hala geçerlidir. Ancak o dönemdeki bilginler ve araştırmacılar yukarıdaki bilgilere henüz sahip olmadıkları için olayı rastlantı olarak yorumlaşmışlar ve elektronun farklı tepkilerini de “Belirsizlik” olarak açıklamışlardır. 

 

- Mehmet Çayır

E-posta Listesine Kaydolun:

Kaydınız alındı. Teşekkür ederiz.

UYARI:

İşbu tanıtıcı site içerisinde yer alan herhangi bir bilgi tedavi amacı taşımamaktadır. Verilen bilgi ve hizmetler internet kullanıcısını bilgilendirmek amaçlı olup sağlık hizmeti değil, tamamlayıcı tıp niteliğindedir. Verilen bilgiler hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmamalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka bir doktor tarafından yapılması gereken son derece ciddi bir işlemdir. Her türlü hastalık ve sair tedavi gerektiren sorunlarınız için lütfen önce doktorunuza danışınız.