Tekâmül

Tekâmül

 

Tekâmül, dar manada, fiziki ve akli/zihni anlamlarda gelişmek, tecrübe ve deneyim kazanmak, kendisini ve Yaratıcı'sını tanımak demektir. İnsan ile ilgili olarak da, ''tekâmül devresi içinde'' olduğu söylenir. Bu devrede insanın, deneyim kazanacağı, batıp çıkacağı, fakat neticede tekâmül geçirerek ''kemale'' ereceği söylenir.

Bugün dünyaya bakıyorum da… Tekâmülün T'si bile tamamlanmamış hala. Üstelik yakın gelecekte tamamlanacağa da pek benzemiyor. Her şeyi kişiselleştirdiğimiz gibi, tekâmül veya adını koyalım, “kurtuluş”, kişisel bir çaba ile kişisel bir kurtuluşun adı olmuş. Dünyadan bize ne? İnsanlıktan bize ne? Acı ve ıstıraplı bir dönem içindeyiz. Henüz daha ''Dünyalı'' bile olamadık. Haritaya bakar mısınız? 220 küsur bağımsız devlet, sınırlar, sınır çatışmaları, mayınlar, iç isyanlar, katliamlar, terör ve şiddet… Tahakküm, gelişmiş devletler ve geri kalmış olanlar. Temiz su içemeyen tam dört milyar insan… Suyunda iyot olmadığı için zihinsel özürlü doğan ve büyüyen yüz milyonlar. Dünya gelirinin % 80’inden dünya nüfusunun % 10’u yararlanıyor. Dünya nüfusunun %90’ı ise gelirin %20’sini paylaşmaya çalışıyor. Lüksemburg’da 70 bin dolar, Çad’da ise 140 dolar. Fark 500 kat. 

Evet. Daha ''Dünyalı'' bile olamadık… Peki, evrenle nasıl bütünleşeceğiz acaba? Yoksa hep Evrensel bilgi ve bakış açısından mahrum bir şekilde evren konfederasyonunun tecrit odasında mı tutulacağız böyle? O olağanüstü deneyimlerden, olağanüstü görüntülerden ayrı, o yıldız ve gezegenler korosunun devinimi sırasında çıkardığı ilahi müziği duyamayarak…

Yoksa tıkandık mı? Ne olması gerekiyor Allah aşkına? Mesela, şöyle mi olmalı yani:

Dış Uzaydan gelen iki gemi, her biri 3 milyon ton, her birinde 2500 uçan saldırı aracı, lazer silahları, anti madde silahları v.s… Ay ile dünya arasına park ediyorlar. Dünyadan, basit bir dürbünle bile görülecek şekilde hem de. Öylece duruyorlar; ara sıra araçlar girip çıkıyor, devriye uçuşları…

Ne olurdu acaba? Sahi ne olurdu ki? Temas kurmuyorlar, niyetleri belli değil yani. Spekülasyona açık. Öyle duruyorlarken onlar, dünya liderleri bu 220 küsur devletin başkanları ne yapardı acaba? Sınıra daha fazla mayın mı döşerlerdi? Seferberlik ilanı mı? Yoksa birleşirler miydi ortak düşmana karşı? Yani… Biz insanların birleşebilmesi için böyle korkmamız mı gerekiyor? Neyse diyelim ve sözlerimizi bu mesele ile de bağlantılı bir Kur'an ayeti ile bitirelim. 

“O, göktekinin sizi yere batırmayacağından emin misiniz? O zaman yer, aniden çalkalanmaya başlar. O göktekinin çakıl taşları taşıyan bir rüzgârı üzerinize salmayacağından emin misiniz? O zaman bileceksiniz nasılmış uyarım!”  (Mülk Suresi 16.ve 17.ayetler)

 

- Mehmet ÇAYIR

E-posta Listesine Kaydolun:

Kaydınız alındı. Teşekkür ederiz.

UYARI:

İşbu tanıtıcı site içerisinde yer alan herhangi bir bilgi tedavi amacı taşımamaktadır. Verilen bilgi ve hizmetler internet kullanıcısını bilgilendirmek amaçlı olup sağlık hizmeti değil, tamamlayıcı tıp niteliğindedir. Verilen bilgiler hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmamalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka bir doktor tarafından yapılması gereken son derece ciddi bir işlemdir. Her türlü hastalık ve sair tedavi gerektiren sorunlarınız için lütfen önce doktorunuza danışınız.