Yaradılış
Alemlerin aslı hayaldir...
- Hz. Muhammed
Önce Yaradan vardı. Zaman kavramsız olarak. Yalnız Yaradan. Başka hiçbir şey yoktu. Yaradan istedi ve evren oluştu. Evren, Yaradan'ın kendi özellikleri ile yarattığı aleme takılmış isim idi.
Yaradan ise evrenin gerçeğidir. Yaradan her şeyin sahibi idi; bütün bilgilerin, bütün enerjinin, bütün kudretin sahibi O’ydu. Daha doğrusu her şey O’ydu. Bir şeyin olması için O’nun istemesi yeterli idi; O istedi mi olurdu. Bir şeyin olması için O’nun "Ol," demesi yeterdi.
Başlangıçta her şey gaz halinde idi.
Aradan yıllar geçti: binlerce, yüzbinlerce, milyonlarca yıl. Evrendeki gaz bulutları yer yer yoğunlaşmaya başladılar. Ateşten küreler oluşturdular.
Aradan yine yıllar geçti: binlerce yıl, yüzbinlerce yıl, milyonlarca yıl. Bu ateşten kürelerin bazıları sönmeye, soğumaya başladılar. Bu arada evrende yer yer patlamalar oluyor, yeni yeni gaz bulutu yoğunlaşmaları sürüp gidiyordu.
Bu gaz bulutu kümeleşme ve yoğunlaşmalarından biri de güneş isimli yıldızdı. Güneş bu şekilde ateşten bir top olarak ait olduğu galaksi içinde kendi yörüngesinde dönüp dururken, ondan zaman zaman bazı parçalar kopuyor ve güneşin çevresinde kendilerine bir yörünge bularak dönmeye başlıyorlardı. Bu şekilde yavaş yavaş güneş sistemi oluşuyordu.
Dünyamız da bundan yaklaşık 6.5 milyar yıl önce güneşten koptu ve onun uydusu olarak güneşin çevresinde dönmeye başladı.
Başlangıçta o da bir ateş topu idi. Ancak zamanla yavaş yavaş soğumaya başladı. Soğumaya bağlı olarak ortaya çıkan ısı farkları nedeni ile zaman zaman büyük patlamalar oluyordu. Bu patlamalar yüz milyonlarca yıl sürdü, ve sonra azalmaya başladı.
Yüz milyonlarca yıl süren bu patlamalar ve ısı değişikliklerinin neden olduğu kimyasal süreçler sonunda atmosfer oluştu. Su oluştu.
Başlangıçta bu atmosferde yalnızca azot ve oksijen vardı. Bir gün dünyaya Himalaya dağları kadar büyük bir meteor düştü. Bu meteor ile bol miktarda karbondioksit geldi. Bu arada dünya soğumuştu. O kadar soğumuştu ki, kendi ısısı kendine bile yetmiyordu.
Yaşamın ortaya çıkması için gerekli ısıyı güneşten alır hale gelmişti. Artık yeryüzünde yaşam başlayabilirdi... Ve yavaş canlılar görünmeye başladı.
Başlangıçta, suda yaşayan tek hücreli canlılar ortaya çıktı. Sonra bitkiler ve hayvanlar. Yaşam önce suda başladı. Daha sonra karada yaşayan canlılar görünmeye başladı: sürüngenler, dinozorlar, kuşlar ve diğerleri.
Dünya nüfusu yavaş yavaş artıyordu. Dünyanın bu çocukluk yıllarında ortaya çıkan canlı türleri geçen milyonlarca yıl boyunca değişen yaşam koşullarına ayak uyduramayıp yok olup giderlerken, yerlerini yeni yaşam koşullarına uygun yeni canlı türleri alıyordu. Bazen binlerce yıl süren buz devirleri, bazen binlerce yıl süren aşırı sıcaklar ve kuraklık dönemleri ya da aşırı yağışlar birbirini izliyordu. Bu şekilde dünya sakinleri hep değişiyordu. Ve her yeni canlı türü farklı özellikteydi; bu farklar en çok yeni türlerin sinir sistemleri ve beyinlerinde belirgindi. Her yeni tür bir öncekinden daha üstündü, yani daha akıllı idi ve değişen yaşam ve dünya koşullarına daha kolay uyum sağlama yeteneğine sahipti. Ve nihayet maymunlar ortaya çıktılar, dünyaya o zamana kadar gelen canlıların en gelişmişleri ve akıllıları.
Ve bir gün Yaradan Kudret bir şekilde yoğunlaşmağa başladı. Dünyanın bir çok yerinde aynı anda: Uzak Doğu Asya, Kuzey Avrupa ve Kuzey Batı Asya, Orta ve Güney Afrika ve Atlantis'te. Bu yoğunlaşan Yaradan Kudret, insanların başlangıcı idi. Bu değişik bölgelerin farklı kimyasal, fiziksel ve çevresel özellikleri vardı. Gerek yerüstü, gerekse yeraltı özellikleri ve zenginlikleri farklı idi. Uzak doğu asya’da zengin altın madeni yatakları buluyordu ve ılıman bir iklime sahipti. Buna karşılık Kuzey Avrupa ve Kuzey Asya kar ve buzlarla kaplıydı. Afrika’da kömür madenleri vardı, iklimi ise çok sıcak ve kuraktı. Anlantis ise bakır madeni bakımından zengindi.
İşte ilk insanlar bu yoğunlaşan Yaradan Enerji'den türemişlerdi. Bu Yaradan Enerji'nin bir özelliği de çevreye göre değişimlere uğraması idi. Bu nedenle, Uzak Doğu insanları sarıya çalan bir cilt rengine sahip olurken Afrikalılar esmer, Avrupalılar beyaz ve Atlantisliler de bakır renginde olmuşlardı.
Bundan yaklaşık altıbuçuk milyon yıl önce.
İlk insanlar yapı olarak maymunlardan çok günümüz insanına benziyorlardı ve diğer hayvanlar ile karşılaştırıldıkları zaman farkın yalnızca görünüşte olmadığı hemen ortaya çıkıyordu. İnsanların beyni ve sinir sistemleri diğer hayvanlara göre daha gelişkindi. Beyinleri vucutlarına oranla diğer hayvanlara göre çok büyüktü, sinir sistemleri ise diğer hayvanlarda olmayan yeteneklerle donatılmıştı. Ve hepsinden önemlisi insanların öğrenme yetenekleri çok yüksekti.
İlk insanların bir sürü bedensel kusurları vardı bazılarının gözleri kafalarının iki yanında, kollarının yada bacaklarının biri diğerinden daha kısa, kulakları olmaları gereken yerden farklı yerde bulunuyordu. Kollarının ve bacaklarının çok güçlü olmasına karşın hareketleri ağır ve hantaldı. El becerileri de zayıftı. Ve hepsinden önemlisi insanlarda cinsiyet farkı yoktu, yani her insan hem erkek hem de dişi idi. Çoğalmaları da tek hücreli canlılarda görülen mitoz ismi verilen ikiye bölünme şeklinde oluyordu. Zaten bedensel kusurlar da bu yüzden ortaya çıkıyordu.
Evet, evren bir anda oluştu
Yaradan "Ol," dedi ve evren oluştu.
Ancak bu oluşum olmuş bitmiş bir süreç değildir, hala sürmektedir.
Bu oluşum aynı şekilde başlangıçtan sona doğru ilerleyen bir oluşum da değildir. Bütün evren kapalı ama sınırsız bir sistem olarak oluşmuştur ve önceden belirlenmiş kurallara uygun olarak her an değişmektedir.
Umarım burada ve öncesinde yazdıklarım artık "evren tanrı", "evrim yoktur" gibi dar fikirlere aydınlık getirir. Mutlak bir yaratan kudret vardır; bizler bu kudretin özel ürünü, halifesiyiz. Evrim gerçektir ama bizler maymundan gelmedik; biz O'nun ruhundan parçalarla geldik. Evren Yaradan'dan gelir ama Yaradan'ın aslı değildir, Evren de yaratılmıştır. Umarım bu konular ışığında kalpler Yaradan'ını aramaya bir yerden başlar, dar kafaların "şudur budur," demelerine, kafalarındaki putlarına uydurulmadan gerçek anlamda Yaradan'ı anlar…
- Mehmet Çayır
E-posta Listesine Kaydolun:
UYARI:
İşbu tanıtıcı site içerisinde yer alan herhangi bir bilgi tedavi amacı taşımamaktadır. Verilen bilgi ve hizmetler internet kullanıcısını bilgilendirmek amaçlı olup sağlık hizmeti değil, tamamlayıcı tıp niteliğindedir. Verilen bilgiler hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmamalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka bir doktor tarafından yapılması gereken son derece ciddi bir işlemdir. Her türlü hastalık ve sair tedavi gerektiren sorunlarınız için lütfen önce doktorunuza danışınız.
